28 Aralık 2012 Cuma

Amsterdam...Günah Şehri! :)

Uçağın inmesine dakikalar var...

Hep anlatılan o şehre konmak üzereyim...

"Uyuşturucu serbestmiş!!!"

"Red light diye bir cadde var, fuhuş gırla!"

"Olm tiyatrolarda canlı canlı sevişiyorlarmış lan!"

Burası ile duyduğum ilk "dikkat" çekici ve akılda kalan, hatta çıkmayan özellikler.

Bi de pek söylenmeyenler var...

Dünyanın en büyük liman şehirlerinden biri olması...

İçinde yüzlerce kanal bulunması...

Nerede ise erlerin yatak çarşafı kadar dümdüz olması...

Yemyeşil olması...

Küresel ısınma sonucunda batacak ilk ülkede olması...

vs vs...

Amsterdam!

Kameramı kontrol ediyorum bir kez daha...

Ayça'ya sözüm var...şehri çekeceğim ama onu da çekeceğim :)

Ultra modern ve büyük havalimanından şehre bir tren...

Ardından şehrin göbeğindeki central stationa iniş.

Hava kapalı ama şehrin güzelliği renkleri cilalıyor adeta.

Tam bir Kuzey Avrupa şehri!

...havası bir güzel bir güzel kokuyor! :)

Ayça Vodafone Amsterdam'da çalışıyor, istasyonun hemen yanında.

Zaten şehirde hemen herşey birbirinin hemen yanında, ufak bir yer.

Avrupalı bir Vodafone binası görüyorum uzun zaman sonra yeniden...

Tamamen farklı bir yönetim anlayışı...

İnsanların masası bile yok.

Bizdeki köşe koltuk kapmaca oyunları geliyor aklıma...ne zavallı kültürmüş be, odan yoksa adam değilsin :)

İçerisi rengarenk dekore edilmiş...

Ayça beni mesai arkadaşları Burcu ve Hoşeda ile tanıştırıyor...




İyi oldu...Amsterdam'da bolca türkçe muabbetteyiz :)

Ertesi gün beraber şehri gezmek üzere anlaşıp ayrılıyorum.

Otelime eşyalarımı yerleştiyorum ve ver elini Red Light!

Sağlammış...

Wuhhuuuuuuuu!!!!! :)

Hallelujah!!!!!! :))))))))))

Aklınıza ne gelirse...

Magic mushroom...bir çeşit kafa yapan mantar...

Hint keneviri...nam-ı diğer esrar...

Bunların serbestçe alınıp içildiği kafeler...

Vitrinlerinde çıplak kadınların 20 dakikalık zevklere çağırdığı evler...

Sahnesinde canlı canlı, kütür kütür sevişenlerin olduğu koca koca tiyatrolar!...

Ve hepsi devlet kontrolünde olduğu için gayet makul fiyatlı ve sağlıklı.

Bizdeki gibi kaçak göcek değil.

Etrafta envai çeşit milletten insan...

Hepsi, buradaki deyim ile "High" olmaya gelmiş...yani uçmaya.

Merak...çoğunu buraya çeken o  merak...

"Haz" a duyulan merak...acaba daha ne yaşanabilir sorusu.

Gün sabaha nasıl bağlandı ben de bilmiyorum...

Ama dolaştım ben sadece yani...o kadar valla :)

Ayça ile Apple store'un olduğu meydanda buluşuyoruz, bana caddeleri sokakları gezdiriyor...

Güzel be!!! Çok güzel ya!!!

Yılbaşı nedeni ile rengarenk sokaklar, ağaçlar!

Kanallar kenti!

Yumuşak topraktan hafif yamulmuş kanal kenarı apartmanları pek bir güzel!

Kanal üzerlerindeki köprülerde meşhur çiğ ringa balıkları "Herring"i tadıyoruz...

Bol soğan ve turşu olmasa zor gider ama...onlarla bayağı bir güzel oldu.

Smart ve head shoplar varki...içinde envai çeşit uyuşturucunun satıldığı dükkanlar.

Gayet rahat rahat girip alıp esrarını çıkıyorsun...

Biz de olsa devlet ne biçim vergi alırdı be! :)))))

Çiçekçileri! Tramwayları! Sürekli ama sürekli gülen insanları! Ya ne güzel be!

Akşam meşhur Supper Club'a rezervasyon yapmış Ayça...

Öncesinde kanallarda yapılan light festivali seyrediyoruz "Lokal"ler ile beraber.

Light fest, envai çeşit ışıklandırılmış ve müzik çalan teknenin kanallardan geçişi...

Tabi köprülerde ışıklandırılmış...

Bizdeki fener alayının nehir, kanal versiyonu...

Ama çok çok güzel...öyle olmasa bir metrekare yer bulabilirdik köprülerin kenarında...ama bulamadık. O kadar kalabalık.

...

Supper Club minderlere uzanarak yemek yediğin ve inanılmaz lezzetli yemeklerin servis edildiği, club tarzı bir restorant...

Çok çok keyifli...içerideki ışık ve ses oyunları ile "Sürreal!" tanımını hakediyor...

Bir kaç gün sonra Brugge'da müzesini göreceğim Salvador Dali'nin kulak kemikleri kıkırdasın.

Ayça'dan ayrılıp ben yine red light'a akıyorum...

Alışkanlık yaptı galiba :)

Otele girdiğimde saat dört.

Ertesi sabah tek başıma Sex museum'a gidiyorum.

Çok boş bir  müze ama milletin eski tarihlerde de seviştiğini görmek isterseniz gidin...

1920'lerden kalma fotoğraflar filmler filan var...

Vallahi o zamanlarda da sevişiyorlarmış, bak sen işe?!!! :))))))

Hem de ne fanteziler...

Halbuki bizim muhteşem padişahlar pek bi sevişmezlermiş, devlet işlerinden vakit olmazmış.

Gerçi yüzlerce cariyelik haremler var ama seviştiklerinden değil yani...göz doyacak önce :)

Sonra Ayça ile buluşup meşhuuur bir pancake cafede tatlı sebzeli pancakeleri lüpletiyoruz...

Ardından istasyona gidip biletimi alıyorum...akşam yolculuk hızlı tren ile Belçika.

Lakin önümüzde 3 saat var :)

Araya...

...nefis bir cafe...Cafe de Yaren...

...360 derece şehir manzaralı bir başka cafe, Blue Cafe...

...ve son olarak yürüyen bantlardaki nefis sushileri kapıp yediğin tarzda bir japon lokantası...Zushi!

...sıkışıyor :)

Anca bu kadar keyif alabilirdim 3 günden ve aldım...

Müthiş konukseverliğin için teşekkürler Ayça.

...ve teşekkürler Amsterdam...

Bana kötülüğün "bir şeyler" aracılığı ile  oluştuğunu değil, eğer sadece insanın içinde varsa dışa vurduğunu gösterdiğin için...

Dinde korkunç günah olarak tanımlanan bir sürü şeyin, aslında sesi titreyen bir din tüccarının kanlı vaazından çok daha az zararlı olduğunu gösterdiğin için...

Bizden itina ile saklananların ve yasaklananların, aslında bizim kurtuluşumuz olduğunu gösterdiğin için...

Teşekkürler!

Saat 24...

Ve Belçika Brugge'dayım.
































 

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder