17 Temmuz 2014 Perşembe

Beyin Bitiren Eylem #MuslukAçİstanbulunSuyunuBitir

"Cumhurbaşkanı olunca Kuran'ı Kerim'i yasaklayacak mısınız?!"

...diye sordu bir zavallı.

Ekmeleddin Bey etrafındakilerin şaşkınlık ve tepkisine rağmen gayet soğukkanlı şekilde terketti mekanı.



Trabzon'da cami çıkışında, bir AKP bez bebeği tarafından soruldu bu soru...

...kafatası yandaş medya tarafından özenle boşaltılmış ve çöple doldurulmuş, az eğitimli nice insanımızdan sadece biri.

Şimdi bu garipten çok yok der geçersiniz ama...

...Ih ıh...öyle değil...Çooook var, malesef çok.

Malum faşistin ikide bir "Benim milletim!" diye hitap ettiği 50% lik bir kesimin önemli bir kısmı malesef bu kadar kandırılmış vaziyette.

Hiç kızmayın bu zavallıya, iktidarın en önemli silahının etkisi altında diyoruz uzun zamandır:

KİTLE İLETİŞİM SİLAHI

Bu öyle bir silahki, eğer doğru ve çok yönlü bilgiye erişim imkanınız yoksa, çok kısa bir sürede sizi etkisi altına alıyor...

...tüm sinir sisteminizi ele geçirip size en korkunç işleri yaptırabiliyor.

Ekmeleddin Bey'e salak soru sormak bunlardan en masumu...daha neler var.

Örnekler:

Kabataş'ta deri pantalonlu, üstü çıplak, zincirle filan dolaşan gezicilerin türbanlı dövüp üzerine işediğine inanarak özgürlük mücadelesindeki insanlardan nefret etmek...

İstanbul trafiğini Gezicilerin tıkadığını sanmak...

İki dünya savaşı çıkarmış iki rakip ülkenin, İngiltere ve Almanya'nın, yükselen Türkiye'yi durdurmak için planlar yaptığını sanmak (Yiğit Bulut denilen ultra zeki(!) senariste selamlarla)...

"Ya saate bakarken Reza Bey yanımdaydı, benim adıma getirtiverdi yurtdışından" seviyesindeki zavallı mazeretlere inanmak...

Atatük'ü Yahudi bir ajan sanmak...

Ergenekon'u gerçek sanmak...

Abdülhamit'i hiç toprak kaybetmemiş bir Ulu Hakan sanmak...

İstiklal savaşını hiç yapılmadı sanmak...

Soma'daki madende cemaat sabotaj yaptı sanmak...

Tepemizdekini vicdanlı sanmak filan.

Daha çok örnek var...yandaş medya senaristlerinin hayal güçleri nereye uzanırsa ona inanacak kadar zavallı, akıldan, bilimden uzak, gerçeklikten uzak bir güruh bu.

Sorgusuz sualsiz itaat eden bu kitleye bugün söylediğiniz şeyin tam tersini yarın söyleyin yine inanıyor.

Örnekler:

Dün: Cemaatin hayır işleri yapan çok değerli bir yapıdır, Pensilvanya'ya selamlar gönderiyoruz!
Bugün: Allah belasını versin bu parallellerin!

Dün: Darbeci, vatan haini komutanlar!
Bugün: Kumpas kurulmuş vatanseverler!

Dün: Esad kardeşimizdir evet!
Bugün: Allah belanı versin Esed!

Dün: Ben terör örgütü liderleri ve kabile reisleri ile görüşmem!
Bugün: Kan dökülmesin diye herkesle görüşülür tabi. Barzani de kardeşimizdir, ehi :)

Öğlen: Kandilden gelen kafilenin bölge halkı tarafından çoşku ile karşılanması çok güzel bir olay
Akşam: Kimsenin bizim iyiniyetimizi süistimal etmesine müsade etmeyiz!

10 dakika önce: Gönlümde başkanlık var
10 dakika sonra: Ben öyle bişi demedim!
Bugün: Evet başkanlık istiyorum!

1 dakika önce: Bir densiz bize boyu kısa demiş! İşte bu ırkçı zihniyet böyledir!
1 dakika sonra: Önemli olan boy değildir, soydur soy!

falan filan...liste uzar.

Peki bu "ne söylenirse hiiiiiç sorgulamadan inanan" kitlenin önüne sunulan son yemek nedir?

"Geziciler muslukları açık bırakıp İstanbul'un suyunu bitirecek!"

:)

İktidarın yayın organı ve paralı kalemşörlerinin en zekilerinin(!) çalıştığı Yeni Şafak'ın son haberi :)))



Engin Ardıç filan lanet okumuş mesela bu musluk açıcı gezicilere :)))

#MuslukAçİstanbulunSuyunuBitir diye yalandan tag açılmış twitterda :)))

Biz böyle gülüp geçiyoruz ama ıh ıh...o 30% filan buna inanıyor arkadaşım.

Şöyle düşünün...

İstanbul'un su sorunu yıllardır biliniyor...

Buna 20 küsur yıllık belediye, 12 yıllık siyasi iktidarlıklarında çözüm üretemişler...

Sürekli "yok öyle bişi" demişler...

Suyla ilgili sağlam bir çözüm bulmak yerine "Çılgın projelerle" İstanbul'un son su havzalarını kurutacak süper zeki işler planlamışlar...

Lanet olsun zamanlamaya, tam malum faşist Cumhurbaşkanlığı yarışına girdiğinde sular dibe dayanmış...

Su kesintisi yapılsa dert, iktidardan bilinecek, seçim riske girecek...

O zaman ne yapılıııır?! Özenle bu beceriksizliği atacak bir suçlu aranır!

O zavallı 30%'un kafasındaki "doğal suçlu" bu iş için en uygun adaydır her zamanki gibi!

"GEZİCİLEEER!"

Oy anam!

:))

Hazır başlamışken devam edelim dostum, yorulmasın KİTLE İLETİŞİM SİLAHLARINIZ:

Geziciler ayak serçe parmağınızı vurduğunuz sehpadır...
Geziciler iftar yaklaşırken sinirli olmanızın nedenidir...
Geziciler ortalamanın üzerindeki sıcaklıklardır...
Geziciler uzun yanan kırmızı ışıktır...
Geziciler sütten zamansız kesilen ineğinizdir...
Geziciler ayağını kesen midyedir...
Geziciler sizi komşunuzun namusuna göz diktirendir...yoksa bakmazdınki sen...
Geziciler yemek sonrası mide yanmasıdır...
Geziciler geçen sene vefat eden annenizin kanseridir...
Geziciler gece evinize usulca giren, siz uyurken tepeden bakan, sonra giden manyaklardır...
Gezicilerin Bonzai fabrikası vardır.

Alın size en az 3 aylık malzeme, tepe tepe kullanın.

Ama...

Kimse bana bu zavallı kitleyi etkilemenin siyaseten "Ustalık" olduğunu anlatmasın!

Bu oy verme ehliyeti olmaması gereken zavallıları etkileyip oyunu almak, ardından hırsızlık, yağma çarkını döndürmeye devam etmek siyaset filan değil, olsa olsa ahlaksızlıktır!

Milli irade denen ucubenin çoktan geçersiz olduğunun ispatıdır bu manşetler!

Kusura bakmayın ama benim muhalefet partim bu ahlaksızlığa ortak olmuyorsa, halkına bu yalanları söylemiyorsa kimse onu "başarısız" olarak değerlendiremez!

O aksine tüm pisliğin içinde biraz beyaz kalabildiği için başarılıdır! İsterse bir oy alsın!

Ülkenin en az 30%'u aklını kaybetmiş, attığı oyun hükmü yoktur!

Hükümsüzlere karşı durmak insanlık vazifemizdir!


10 Temmuz 2014 Perşembe

Adrasan Ölmemiş Ayakta! Sünger Bob Gören Masum Köylü Öyle Diyor!

Beş mi altı mı bilmiyorum artık...

Olimpos'tayım yine.

Bu sefer biraz uzunca süreliğine...Orange'da kalıyorum.

Barını bilirdim buranın, ismini çok duymuştum.

Kadir, Türkmen, Şaban, Bayram vs...Hep böyle Anadolu kökenli isim dayatması tüm pansiyonlarda :)

Hepsi de gayet değerli insanlar, çoğu buranın yerlisi ve pırıl pırıl işletmeleri var ayrı...

...ama "Orange" güzel isim be! Çekici :)

Mekan da güzel...

Çok rahat...personel ilgili...yemekler tam istediğim gibi, az etli, ferah.

Hamaklar, çardaklar maksimum miskinliğe çağırıyor...odalar rahat.



İnternet filan da var...ki bunu yazabildik.

E ucuz da...denize en yakın yerlerden biri...

İşletmeci ve barda duran Abdullah çok ilgili, sağolsun. Söylemek yetiyor ihtiyacı.

...yalnıııız

Sakın ola çoluk çocuk şöyle her şey dahil bir tatil yapayım, bol bol yanayım, yanarken mojito mu içeyim filan, veya iki kanka hatun düşürmeye gidelim, sabahlara kadar eğlenceye akalım falan diye düşünmeyin. Olimpos böyle düşünenlere göre değil.

Kitap okuyun, yazı yazın, dünyanın bin yerinden bin insanla tanışın, sohbet edin, paylaşın, uyuyun...

...duşu, kabini olmayan kumsalda serinleyin...o kadar.



Bi de benim gibi manyağa bağlayıp öğle sıcağında 10 km'lik Adrasan, Çıralı yolculuklarına filan çıkabilirsiniz işte.

Ne yürüdüm be!

Adrasan'ı merak ediyordum yangından sonra, durum ne kadar kötü diye.

İyi de olmuş merak ettiğim, o yolu yürümek ayrıca iyi olmuş. Yine orjinal yerler gördüm, güzel insanlar tanıdım.

2 kilo filan verdim, bir de çanta izli güneş yanığım var hayırlısı ile.


Garip bir tepenin üzerinde garip bir zeytinlik buldum mesela...bi de garip, insan yapımı bir gölgelik...hiç bir şeyin ortasında...Spongebob bir ağaça takıldı, cantamdan çıktı. Dedim bu bir işaret, yarım saat dinlenmece.



Yol kenarında, her çivisine kadar 50'lilerin Amerikası'nı yansıtan bir pansiyon. Fena çekici...gidicem oraya bişiler içmeye.



Hunharca kelleştirilmiş başka bir alan...Devlet baba bişi yapıyor belli.

Adrasan girişinde beni bahçeden görüp çağıran iki Teyze:




"Gel hele gel! Kimsin sen nesin? Niye üstün çıplak? Yanarsın oğlum böyle? Oy ayağında bot var! Pişik olacak yavrım! Sırtındaki ne resmi hele? Kuş mu? Ne kuşu? Çıkar mı o? Nereden geldin? Haaa Şişli! Evli değil misin sen? Abooo! O ne sırtındaki? Ne bebeği o? Sünger pop mu??? Heee...Su iç hele ha! Soğuk buz gibi! Sahile burdan böle gidecen, 20 dakkada gidersin ha! Yangın mı? Aman nolcek, bi  tepe yanıverdi, bişi yetişmezdi ki orada! Hadi kolay gelsin!"




Offf, hallaç pamuğu gibi attılar beni. Canları sıkılmış, eğlendiler, kullandılar beni :)

Adrasan'ın bir tepesi gitmiş...Ama kavrulmuş ağaçlar hala duruyor. O yüzden belli bir mesafeye gelene kadar zararı anlayamıyorsunuz. Bunlar şimdi sökülüp yenileri dikilecek, o zaman tatsız bir görüntü olacak. Lakin tamamının gitmesinden iyidir.

...ama o pansiyonlar...

İçim acıdı...bunlar Olimpos'taki gibi de değil, gayet normal binalı filan...

Yanmış yatırımlar...

Sigortası da yokmuş çoğunun...

Sert.

Ancak yatak kapasitesinin belki anca 5% i gitmiş...çoğu pansiyon yerinde.







Her şeye rağmen Adrasan ayakta


Ayıp olmasın diye tişörtümü giyip, güzel tasarımlı bir cafede patates kızartmasına dalıyorum...

Saat 18:30 filan...

Son Olimpos arabası 18:00'da kalkmıııış!

Ver elini otostop!

Kadir ile Yüksel alıyor beni...film çekimi için anlaşma yapmışlar Adrasan'da...Yapımcı, oyuncular.

E meslektaş sayılırız...Sohbet muabbet. Normalde Antalya merkeze gidecekler ama benim için yolu uzatıp Olimpos'a bırakıyorlar.

Ayak uzatmaca...kitap okumaca...akşam yemeği sonrası Solera'dan Yüksel geliyor.

O da Bayram'da kalıyor, sıkılmış. Muabbet ediyoruz.

Şimdi şarap evi Solera, Yüksel, Süleyman, Evrim, Sabri gibi bir konumuz varki, o başka zamanın yazısı. Bildiğin özel bir zamanın yazısı.

Büyük ekrandaki maça bakmadan bitiriyorum günü.

Bu mudur? Valla bu...aslında her şey bu.


8 Temmuz 2014 Salı

Açtın mı Markalı İftarını? Allah Kabul Etsin Aslanım!

Farkında değilsin değil mi?




Koca çadırın yazısı 2 kilometreden okunuyor...

"Hede Hede Belediyesi Büyük İftar Çadırı"...

...yazının bitiminde çiçeği burnunda belediye başkanının koca bir resmi, böle gülümsek suratı, yanaklar kırmızı filan.

Giriş kapısında upuzun bir liste..."Çadırımıza destek olanlar"

"Budu budu inşaat, zata zota tekstil, cincon gayrimenkul, vs vs"

Önünde nereden baksan bin kişi filan kuyruk olmuş...Gözler yakındaki camiinin minarelerinde.

Bir kısmı oturduğu kahveden çıkmış gelmiş, bir kısmı işten dönerken bir yarım saat mola vermiş.

Lakin nerede ise hepsi gayet normal giyimli, ortalama halk işte.

Servis yapacak garson çoçuklar tatlı kutularını bir bir indiriyorlar arabadan. "Bolşeker Sütlü Tatlıları!"

Servis başlıyor...

Alıp oturuyorsun sırtlığına "Civciv Hırdavat" yazısı yapıştırılmış plastik sandalyeye.

Soğuk "Zortlak Emlak" yazısı damgalı plastik kapların içinde etli pilav, fasulye, turşu...

...yanında plastik kapta "Börükoğlu ayranı".

Gözün minik şeffaf poşetteki hurmada...Açlıktan poşetin üzerindeki "Hacı Dümbül Şekerlemeleri" yazısını bile görmüyorsun...Kolay mı 14-15 saat

Uzun florasanları kıpraşa kıpraşa yanıyor minarenin.

Hurmayı götürdükten sonra...

...üzerinde "Milli İrade Ekmek" yazan poşeti yırttıp çıkarıyorsun ekmeği...tatsız tuzsuz ama olsun.

Tüm plastik kapların altındaki plastik servis tabağının üzerinde bir kağıt görüyorsun...farketmemişsin o ana kadar...

"Züçler hipermarketleri! Her zaman en ucuz, her zaman en kaliteli!"

O haftanın indirimli "tombili ayçiçek yağını", "korkırmızı mangal kömürü" resimlerine baka baka yiyorsun iftarlığını...Allah kabul etsin. İhtiyacın vardı, iftarlık alacak paran yoktu filan di mi? O yardımsever şirketler ve benim gibi hayırsever vergi verenler sayesinde karnın doydu. Ne güzel.

...

Aynı anda 15-20 km ilerdeki apartmanın bodrum katının kapısı sessizce çalındı. 2 kattaki Piraye Teyze'nin elinde ufak emaye tenceresi olduğu halde bekledi. İçinde öğle pazarında aldığı taze fasulye vardı sıcak sıcak. Tavuklu. İçeriden gelen çatal kaşık seslerinden bir eksildi. Çorapsız ayakların doygun darbeleri yaklaştı kapıya. Usulcak açıldı kapı. Mahçup bir çift bakış şöyle bir dokunuştan sonra kaçtı Piraye Hanım'ın gözlerinden aşağıya doğru...

"Ablacım ne gerek vardı, çok sağolasın"

"Hatice kızım, topu kaçırdım affet. Bizim bey iyice yaşlandı, huysuzlandı bu aralar, sofrasını tam hazır edeyim derken anlamamışım vakti."

"Aaa olur mu öyle şey Piraye abla, ben de mercimek çorbası yaptıydım, gel içelim beraber"

"Sağolasın kızım, şimdi çatlar benimki yukarda, iftarda yalnız bıraktın filan der. Allah kabul etsin."

"Allah razı olsun..."

Kapının aralığından boy sırasında, bağdaş kurmuş 3 çoçuk görüldü. Ortadaki tencerenin içindeki çorbaya salladıkları kaşıkların sesinden kapıyı duyamayan 3 çoçuk.

Allah kabul etsin hepsini...Sizin de vicdanınız hangisini istiyorsa onu kabul etsin.

2 Temmuz 2014 Çarşamba

93'te Benzin Bidonu Tutan O Eller, Bugünün Kutsal "Milli İrade"si



Düşünün...

Bir kent merkezinin nüfusunun nerede ise tamamı bir toplu katliam yapmış.

...veya katliama ortak olmuş.

33 pırıl pırıl, masum insanı çatır çatır yakmışlar!

Tezahuratlar, alkışlar eşliğinde.

Cinayet bittikten sonra da yardım ve yataklık devam etmiş...

Arananlar halk tarafından yıllarca saklanmış.

Hatta saklanmamış, işlerine güçlerine devam etmişler...

...kimse ne tutuklamış ne bişi.

"Yananlardan mısın, yakanlardan mı?" sorusuna gururla "Yakanlardanım!" demiş.

O kent hiiiiiç bedel ödememiş.

Mesela Almanlar yaptıkları yüzünden her yerde soykırım anıtları yapıp özür dilerken...

Bunlar önce cinayet mahallini tamir etmişler sonra kebabçı yapmaya filan kalkmışlar.

Her yıl anmaya gelen yüreği yanık insanlara saldırmışlar.

Olay sırasında, sonrasında ve hala...

..."siyasiler" denen pislik, aşağılık, fırsatçı zümrenin çoğunluğu...

...cinayeti işleyenleri koruyan demeçler vermiş.

Hatta dava bile bile zaman aşımına uğratılmış.

Davanın düşmesi bizzat başbakan tarafından tebrik edilmiş.

İktidar partisinin onlarca milletvekili bakanı bu katillerin avukatı olmuş.

Hmmm.

O katillerin o günden beri hep beraber yaptıkları başka bir eylem daha var.

Aynı çoşku ile, aynı birlik beraberlik ile:

Oy vermek!

21 yıl önce benzin bidonu, balta, sopa tutan eller...

...21 yıldır oy pusulası tutuyor.

21 yıldır onun işlediği cinayeti görmezden gelene, yardım yataklık edene oy veriyor.

Beraber temizleniyorlar,  aklanıyorlar, adaletten kaçıyorlar! Ohhh!

Bu temizlemek eylemini meşrulaştırmak için bi de güzel ad koyuyorlar!

"MİLLİ İRADE"

Kulağa hoş geliyor di mi?

Dolu dolu böle!

Bak bir daha yazalım, şöyle diyaframdan nefes al oku bak:

"MİLLİ İRADE!"

...nasıl...ferahlatıcı değil mi?

Nasıl da unutturuveriyorsun değil mi o cinayeti?...

Onbinlerce insanın azgın haykırışlarını...

Otel yanarken attıkları zevk çığlıklarını.

Halbuki gözünle gördün değil mi canlı yayınlarda filan?

Ama olsun...Bir daha diyelim:

"MİLLİ İRADE!"

Ohhh! Geçti...

Bu cümlenin arkasına saklanıp gözünle gördüğün daha neleri unutturdular değil mi?

O suçları işleyenler ve ortakları...

...ne zaman suçüstü olsalar "MİLLİ İRADE!"

Hop bitti!

Anladın mı şimdi o "MİLLİ İRADE!" dediğin şey kimlerin silahı?

Sivas'ta 93 yazından beri yapılan her seçimde sandığa bedenler atılıyor aslanım bedenler!

Öldürdüklerini gömüyorlar o sandığa!

Sonra işlerine gidiyorlar, eşlerine gidiyorlar, ibadete gidiyorlar.

Anladın mı şimdi neden ikide bir diktatör bozuntusu "BU MİLLET ONLARI SANDIĞA GÖMER!" diye böğürüyor!

Sen ordaki "GÖMMEK" fiilini metafor mu sanıyorsun hala?

Millete suçtan nasıl kurtulacağını gösteriyor.

Millet, iktidar elele yürüyor!

DURMAK YOK YOLA DEVAM!

18 yıl sözde "firari" olan ve Sivas'taki evinde huzur içinde ölenlerden biri






27 Haziran 2014 Cuma

Damatsız Düğün Ne Ki? Damatsız Yaşıyor Bu Kadınlar!

Ev taşıyorum bu ara...yorgunluktan geberiyorum ama yazamadan duramadım...

"Damatsız Düğün Yaptı" başlığını ilk okuduğumda normal bir düğün sürecinin hemen öncesinde damatın kaçtığını filan düşünmüştüm. Yok öyle değilmiş...38 yaşındaki coğrafya öğretmeni Özlem Yet, "damata gerek yok" diyerek bildiğin düğün yapmış...Konuklar, takılar, el öpmeler vs...

Vay be!

İnternet hanımefendiye yapılan övgüler ile dolu...İnsanlar cesaretine hayran..."Bravo!" diyenler, "Damat'a ne gerek vardı zaten canım!" diyenler...


Valla ben ne övüyorum, ne yeriyorum...Sadece yorumluyorum, aşağıdaki gibi:

Aslında bu yapılan, ki bildiğim kadarıyla dünyada bir ilk, kadınların erkek denilen yaratığa nasıl baktığının çok açık seçik bir dışavurumu. Erkek bir araç, kadının mutluluğu için bişi işte. Önemli olan onun mutluluğu. Bu mutluluk denen şey çok geniş ve rengarenk bir tablo kadın için. Tablonun içinde genç kızlığa adım atılmasından, okulun en popüler çoçuğu ile çıkmak, işyerindeki en kıdemli ve yakışıklı bekar erkekle seviyeli bir ilişki yaşamak, Alaçatı'da tatil yapmak, bol bol bronzlaşmak, ara ara melankoliğe bağlamak, güzel mekanlarda içilen şaraplar, rakılar, nişan, evlilik, gelinlik, dillere destan düğün, güzel bir ev, şahane oturma odası takımı, yüksek topuklular, hamilelik, çoçuk, büyüyen çoçuk vs vs. var. Rengarenk bir tablo. Ve bu tabloda erkek "ismi" ile değil "cismi" ile mevcut. Sıfatları ile mevcut. Örneğin okulun en popüler çoçuğunun isminin pek önemi yok ama onun başkanlık yaptığı sosyal klüplerin, kaptanlığını yaptığı okul takımının başarısı filan gibi sıfatlar değerli. İşyerindeki en kıdemli, gözde bekar adamın da bir "ismi" yok. Ancak en üst seviye şirket arabasına biniyor olması, bu yalan salak dünyanın uydurduğu hiyerarşi sembollerinin en değerlilerine sahip oluyor olması önemli. E düğün farklı mı? Şimdi durun bir düşünün...

KAÇ DÜĞÜN FOTOĞRAFI GÖRDÜNÜZ?

...

Binlerce değil mi? Facebook gelinlerin paylaştığı düğün fotoğrafları ile dolu.

Arkasında sürü halinde çoçuk olduğu halde kürsüye yürüyen gelin...

İmza atan gelin...

Ayağa bastıktan sonra zafer işareti yapan gelin...

Ayakkabısının tabanını gösteren gelin...

Çiçeği arkaya fırlatan gelin...

Duvağı çıkarmış göbek atan gelin...

Havaya hop hop fırlatılan gelin...

Topuğu kırılmış ayakkabıyı çıkarmış, yalın ayak halay çeken gelin (Iyyyy...)

sonra...

Phukette veya Maldivlerde istakoz yiyen kadın...

Denizde DaVinci'nin kolları açık insanını taklit eden kadın...

Yeni eve kayınvalide, kayınpeder kabul eden kadın...

Kocaya yemek yapan kadın...

Ultrasonun sonucunu açıklayan kadın...

Karnı burnunda kadın...

Bebek yanakta kadın (Burada koca da kendini üstten kareye sokar)

Büyüyen çoçuğun yaş icabı salaklıklarını paylaşan kadın...

Kadın, kadın...

Hep kadın!

Koca???

Koca tüm bu tabloda kimliği olmayan bir vitrin mankeni. Tüm bu yapılanlarda o kadar az yer buluyorki kendine. Biliyorum şimdi bir sürü kadın, "Ne alakası var, ben kocama aşığım bir kerem!" filan diye itiraz edecek. Aşık değilsin, sevmiyorsun demiyoruz. Dediğimiz sen kendini ondan daha çok seviyorsun. Sen kendini öyle çok seviyorsunki, senin oyununda rol çalmadığı sürece, yardımcı oyuncu rolünü iyi yaptığı sürece senin kocandan iyisi yok. Senin dünyaya göstereceklerin var! Sen bir starsın aslında! Kocan tabiki sana destek olacak değil mi? Yoksa niye evlenirdin ki?

Sorun şu...siz bu büyük oyun uğruna aslında mutsuzluğu da çağırıyorsunuz. Erkeklerinizi öyle kimliklizleştiriyor, öyle bastırıyorsunuz ki, hepsi sağa sola savrulan bez bebekler gibi hissediyor kendilerini. Bir fotoğraf karesinden diğerine rollerini oynuyorlar...ve sonunda anlıyorlar. Başrol her şekilde kadının. Kadınlar onlarla kendi filmlerini çekmek için beraberler. Ahhhh ah! Sen adama böyle davran, kişiliksizleştir, mutsuz et, uyandır, bilinçlendir, ardından "Düzgün adam kalmadı canım!" diye bağla...Senin düzgün adamın sen tiratını atarken hiiiiç kımıldamadan duracak yardımcı oyuncu be kadın!

Yukarıdaki hanımefendi erkekleri kimliksizleştirmenin en zirvesini gösterdi bize. Aslında biz erkeklerin çoğunun farkında olduğu bir gerçeği bir kez daha, çok çıplak bir şekilde çarptı yüzümüze. İşin acısı düğüne katılan onlarca akraba, eş, dost var. Nerede ise tamamı kadın. Yani bu "kimliksiz erkek" ve "başroldeki kadın" ikilisi öyle kabul görmüşki toplumda, bir sürü insan sanki normal bir düğüne gidermiş gibi gitmiş. Bir kız arkadaşım bir mülakat tecrübesinden bahsetmişti. Şu "hayattaki en önemli 3 başarınız sizce nedir?" diye gerzek sorular var ya, ha işte bunu sormuş bayan IKcı, bayan adaya. Sonra da "bunlardan biri evliliğiniz de olabilir" diye örnek vermiş. Bu yani.

Bir kadının en büyük başarısı, ki benim tanımıma göre onu en çok mutlu eden en gerçek şey, çoçuk doğrumaktır. Gerçekten çok acılı bir süreç sonunda bir canlı yaratmaktır başarı. Terfiler, okulda başarılar filan bile yalanken, evlilik gibi en uyduruk ritüeli başarılı diye empoze eden zihin sahtekarlarından sıkılmadınız mı kuzum? Alaçatı'da yapılan checkinlerden bıkmadınız mı?

Kadın cinsimizin ciddi bir uyanışa ihtiyacı var. Kendilerini saran bu "yalan dünya" tablolarını süratle parçalayıp, yırtıp, yakmaları gerekiyor. Kadınlarımız kendi mutsuzluklarını çağırıyorlar ısrarla farkında değiller.

Tüm "kimliksiz erkeklere" ve "başroldeki kadınlara"

16 Haziran 2014 Pazartesi

Tatava yapma! Bas Geç! İhsanoğlu bugün için doğrudur!

Eleştirirken ayaklarınız yere bassın dostlar...

Kısa bir araştırma gerçekten ne kadar dolu, bilgili ve saygılı biri olduğunu gösteriyor.

İnanç eksenli dünya görüşünün benimki ile ve benimkine benzer kişilerinki ile uzaktan yakından alakası yok.

Ancak karşısına geçip oturup, konuşabileceğimiz ve değerli bilgiler alabileceğimiz bir karakter.

Ülkede AKP iktidarı tarafından planlı olarak yükseltilmiş din hassasiyetine cevap verebilecek biri.

Üstelik bunu AKP'nin kendi tornasından çıkardığı "muhafazakarlık" şablonunun dışına çıkarak yapabilecek bilgi ve tecrübede.

Biliyorum bu ülkenin AKP karşıtı 55%'inin belki 30%'u "Ekmeleddin benim adayım olamaz" diyor...

Doğrudur...normal bir ülkede, normal şartlar altında benim de adayım olamazdı.

Ancaaaaak!

Farkında mısınız bilmiyorum ama ne normal bir ülkedeyiz, ne de normal şartlar altında yaşıyoruz.

Başımızda her gün binlerce insanı sırf mezhebi yüzünden katleden, ortadoğuyu kan gölüne çeviren bir örgüte terörist diyemeyen!

Hatta o örgüte finansal ve lojistik destek veren! Özetle cihatcı!

Sınırsızca çalan çırpan! Yurdumun fakir insanın cebindeki üç kuruşu da umarsız müteahhitlerine, yandaşlarına peşkeş çeken!

Kaba, ağzı bozuk! Üstelik bu davranış kalıbı ile ülkenin gençlerine berbat bir örnek olan!

45%'e dayanarak, koca bir ülkenin tüm unsurlarının yaşam tarzı üstünde karar verme hakkı olduğunu sanan!

İş hayatı, basın, yargı üzerinde korkunç bir baskı kurmuş!

Özgürlük anlayışı sakat!

O kadar dini bilgisine rağmen, 14 yaşındaki çoçuğun arkasından rahmet okuyamayacak kadar vicdansız!

Beni ve bu yazıyı okuyan binlerce insanı kendi "millet" tanımı içinde görmeyen!

Yalan konusunda efsaneler yazmış! Yazmaya devam eden!

Cumhurbaşkanı olduğu zaman başkanlık sistemini getirip, tüm gücü yasal olarak elinde toplamayı planlayan!

Bir Cumhurbaşkanı adayı var.

Domatesi karşısına koysan bundan daha iyi aday olurdu.

Ayrıca mevcutun seçmen kitlesinin içinde gittikçe radikalleşen, kafasında mezhep ayrımcılığını keskinleştiren, şidddete meyillendirilmiş bir kesim var artık....

...ki korkunç bir geleceğe gitme nedenimiz budur zaten.

İhsanoğlu bu savrulmanın önüne geçebilecek bir karakter. Ortadoğu'da akan kanın durması için sürekli mücadele veriyor.

O bu ülkenin normalleşmesinin ilk adımı olacaktır. Ülke öyle yağmalandı, ahlaki değerleri öyle erezyona uğradı ki, yeniden yapılanması için bir geçiş sürecine ihtiyaç var.

200 km ile b.k çukuruna düşüyoruz...

İhsanoğlu bir paraşüt. Bu kontrolsüz düşüşü yavaşlatacak, iniş yerimizi değiştirmek için bize nefes aldıracak bir aday.

Bi de kibar be!

Ya insaflı olun!

Özlemediniz mi kibarlığı?!

Şimdi hiiiiç tatava yapmayın!

Sanki aylardır aklınızda çok kuvvetli adaylar vardı da söylemediniz!

Oyunuzu rehin alındı gibi hissediyorsunuz evet! Ama o rehin alınanı çok oluyor zaten, şimdi şikayet etme! Önümüzdeki 3-5 seçim daha şikayet etme!

Kafandaki idealler için değil, bu ülkenin on milyonlarca pırıl pırıl insanının geleceği için!

BAS GEÇ!





13 Haziran 2014 Cuma

"Muhalefetin lideri yok abi!" Müthiş Tespitini Yapanlara...

"Yok abi, lider yooook! Böyle kodu mu oturtacak bir lider lazım abi CHP'ye (veya MHP'ye)!"

Nasıl? Herhalde hiç duymasanız 5.000 kez filan duydunuz bu lafı.

Hemen her "Muhalefetin hali" tartışmasının kapanış cümlesidir bu, sonra çay kaşıklarına gider eller, Fener, Cimbom, Ayvalık'taki yazlık filan konuşulur.

 Neymiş bu lider sorunsalı böyle ya?! Ne kadar çözümsüzmüş böyle :)))

Bi de karşı tarafın kendini o lidere dayamış kesimine bakın...

Gazetelerindeki köşelerinden o muhteşem, sağlam iradeli, pes etmeyen, eğilmeyen bükülmeyen liderlerine nasıl methiyeler düzüyorlar öyle?

Onlara göre bu "Uzun adam" ülkenin yıllardır aradığı lider! Aslan parçası! Tek bakışı dağları yıkar! Buğulu sesi yüreklere dokunur! Gözyaşları sel olur! Allah allah!

...diğer tarafta kendi liderlerine bakıp iç geçiren muhalifler.

Biz hastayız biliyor musunuz?

Bildiğin hasta!

Başımızdaki diktatör bozuntusunun tüm otokratik davranışlarını eleştiriyoruz!

Ağzı bozuk diye eleştiriyoruz!

Kendisinkine benzemeyen yaşam tarzlarına saygısız diye eleştiriyoruz!

Şiddet eğilimli diye eleştiriyoruz!

Yargıya hesap vermediği için eleştiriyoruz!

"CHP Zihniyeti", "Darbeci", "Benim milletim!", Sandık", "Din" vb kelimelerden ibaret 100 hanelik bir kelime haznesi var diye eleştiriyoruz!

Sonra bizim liderlerimizde niçin bu adamın özellikleri yok diyoruz.

Biz normal değiliz...Kimse "Ya biz bu özellikleri istiyoruz demiyoruz ki!" demesin!

Eğer Tayyip güçlü bir lider ve muhalefetin de güçlü bir lidere ihtiyacı var diyorsanız aynen bunları istiyorsunuz!

Çünkü yukarıda saydıklarımın hepsi bu millette karşılık buluyor!

Bu millet ağzı bozuk olmayı kendinden sayıyor, çünkü günlük konuşma dilinde her türlü pis küfür var! Girin hadi bir kahveye, 20 dakika oturun, bakın neler duyacaksınız!

Bu millet dul komşu istemez, köpek besleyen komşusunu tehdit eder, Kabataş'ta deri pantalonlu zincirli adamlar var diyince hemen inanır! Yaşam tarzına saygılıymış ha?!

Bu millet yüzyıllardır çiti atlayan koyun yüzünden sülale kurutan kan davalarını başlatmış, dayak yiyen kadına "kıvırtmasaydı orospu!" diyecek kadar vicdansızlaşmış!

Bu milletin "Sonra baktım Çavuşun gözlerine, dedim ki, senin a..nı b...nı s.kerim!" diye mavra atınca karşıdan "helal!" alınan sohbetleri meşhurdur arkadaşım! Ne hesap vermesi?!

Dünyanın en düşük kitap, gazete okuma oranı bu millette arkadaşım! 140 karakter, 14 kelimeyi geçmiyor diye meşhur bu ülkede twitter, o kadar! Neyin kelime haznesi?!

Sonra "Muhalefete bir lider lazım!"...

Sen kendine çoban arıyorsun dostum!

Sözde yukarıdakileri yapanı kendine, ülkene yakıştıramadığın için mücadele ediyorsun...

Yapmayana da lider demiyorsun.

Çünkü içten içe hoşuna gidiyor o tavırlar... Seni de etkiliyor.

O sesin buğulu olması, o kızgın baba figürü...

Sen de tüm onmilyonlar gibi benzer çoçukluk travmalarından geçtin...

Sen de küçükken korkutuldun, ezildin, sus denildi...

Sen de hastalandın.

Şimdi onu "koruyan" figür sanıyorsun, gücüne gizliden hayransın.

Önce sen kendini tedavi edeceksin dostum.

İyileş!

Bu ülkenin muhalif parti başkanları, sırf senin güçlü lider arayışın yüzünden onun küfürlerine cevap vermeye çalışıyor!

Olmuyor! Komik oluyorlar! Zorlama! Onları cevap vermeye ittirme!

Bu ülkenin öyle liderlere ihtiyacı yok!

Bu ülkenin tek bir kişinin peşinden gitmeye ihtiyacı yok, çünkü onu yapabilmenin tek yolu yukarıdaki hastalıklı tavırlara maruz kalmak...

Bunları yapmadan bu ülkeyi yönetebilen tek kişi 1938'de öldü dostum..Bir daha gelmeyecek...Bir süper kahraman bekleme gafletindesin farkında değilsin! Senin bu gafletin mevcutun yolunu açıyor...

Senin sürekli bekleme modunda olduğunu o da biliyor ve 12 yıldır umutsuzca beklemeni kendi kitlesine gösterip puan topluyor...

Öyle bir lider çıkar gibi olsa, hemen medyası ile, pislik çetesi ile karalama itibarsızlaştırma kampanyası başlatıyor...adam kafasını gösterdiğine pişman oluyor...

Düşünsene daha "Çatı aday"ın ismi cismi yok, ama çoktan "Bunlardan doğru düzgün çatı aday filan çıkmaaaaz!"ı kabul etmiş ülkenin yarısı...Ulan bu neyin kafası?!

Mevcut aday sanki "Doğru", "Düzgün"!

Domatesi aday göstersek bundan iyi be, niye pes ediyorsun?!

Arkadaşım!

Bu ülke halkının liderliğinde gidecek! Halk gücü eline alacak! Türk'ü, Kürt'ü, alevisi, sünnisi, gayrimüslimi, ne kadar unsur varsa hepsi birleşecek!

Yakında lidersiz bir yönetimin ne demek olduğunu göreceksin!

Ülkem "Güçlü Lider" kontejanını, "Diktatörlük Sevdalısı" ile doldurdu ve hakkını kaybetti.

Şikayet etmeyi bırak, mevcut muhalefet parti liderlerine verebildiğin kadar destek ver!

Onları sadece halkının organizasyon personeli olarak gör...zaten öyle olmaları gerekir.

Bundan sonra LİDER BİZİZ, gerisi boş!