15 Eylül 2014 Pazartesi

Demokrasiyi, Demirkırat Sanmak

Demirkırat...

Demokrat Parti ile özdeşleşmiş, onun mirasçısı Adalet Partisi'nin logosunda kullandığı sembol hayvan: Demir bir kır at.

Mehmet Ali Birand, Can Dündar ve Bülent Çaplı'nın Demokrat Parti'yi ve 60 darbesini anlatan müthiş kitap ve televizyon belgeselinin ismi...

Hatta AKP'nin göreceli olarak "modern" logosunun esinlendiği logo.

Peki bilir misiniz, nedir bu "Demirkırat" hikayesi.

Basit.

Demokrat Parti'nin kuruluş logosu
Demokrat parti 1946 yılında kurulduğunda ismini telafuz etmekte zorlanan millet, daha yakın olduğu bir kelimeyi kullanmaya başladı. "Demokrat" oldu sana "Demirkırat". Olay tamamen dil dönmesi meselesi. Dönmedi benim milletimin dili "demokrat" kelimesine. Aslında benim milletimin aklı "demokrat" kelimesine hiiiiç ermedi...Nasıl mı?

Yüzlerce yıllık Osmanlı emperyalizmi ve Cumhuriyetin tek partili dönemi sonrasında "demokrasi" o kadar yabancı, o kadar yeni bir kavramdı ki, kimse onun ön koşullarını düşünmeden, kollarını sıvayıp atladı havuza. Demokrasiyi olabilecek en basit şekli ile, daha doğrusu kendisine anlatılan tek şekli ile kabul etti: "Çoğunluğun gücü ele geçirmesi!". Bu çağdışı, yoz tanım, öyle kabul gördü ki, benim siyasi kavramlara uzak, eğitimsiz halkımdan kimse ne kuvvetler ayrılığını, ne özgürlükleri, ne hoşgörüyü, ne eşitlik ilkesini hesaba kattı. Aldın mı iktidarı, ez diğer tarafı. "Demirkırat"ın, yani Demokrat Parti'nin iktidarı ele geçirdiği 1950 yılından itibaren, millet adına gücü ele geçirenler, diğer tüm ilkeleri yok varsayarak, cumhuriyet tarihinin en faşizan, en ayrılıkçı dönemlerinden birine imza attı. Kendisine oy verenleri sonuna kadar kayırıp, müthiş bir çıkar paylaşımı düzeni kurarken, kendisini desteklemeyen herkesi ötekileştirdi, hatta vatan haini ilan etti. Eleştiriye karşı tahammülsüzlüğü nedeniyle yüzlerce gazeteci binlerce yıl hapse mahkum oldu. Muhalefet milletvekilleri, parti genel başkanları iktidar partisinin çeteleri tarafından taşlandı, linç edildi. TC tarihinin en karanlık anti azınlık hareketi 6-7 Eylül olayları organize edildi. Üstelik tüm bunlar benim "millet" denen sığ çoğunluğun gözünde gayet meşruydu. Gücü elinde tutanlar bu sığlığı kullanarak, gidilebilecek en faşizan noktaya kadar gittiler. Tüm bunlar, milletin eğitim ve hoşgörü seviyesi hazır hale gelmeden ona sunulan "demokrasi" kavramını tamamen yanlış anlayıp, adeta ırzına geçercesine sömürerek içselleştirmesi ile oldu. Koca bir ülke tükendi, eridi bitti. "Demirkırat" ülkeyi mahvetti.

Adalet Partisi İkinci Logosu
Peki "Demirkırat" anlayışı 60 ihtilali sonrasında değişti mi? Ne gezer...Demokrat Parti'nin devamı olarak kurulan AP'de "Demirkırat"ı kullandı. Ne de olsa millet demokrasiyi böyle absürt anlamıştı ve aynı şekilde sömürülmeye hazırdı. Hiç bozmadı AP ve Süleyman Demirel. "Demirkırat" devam etti, günümüze kadar geldi. Aynı sakat demokrasi anlayışı 2014'te aynen devam ediyor. Bir dirhem ilerlediğimiz yok. İktidarı ele geçirenin, muhalefeti silindir gibi ezip geçtiği, tüm ekonomik kaynakları kendi yandaşlarına peşkeş çektiği, sınırsız bir sömürü düzeni kurduğu düzen, "millet" denen, teslime hazır, olayları sığ şekilde algılayan, güç sembollerine ve güçlü karakterlere sorgusuz tapınan bir varoluş kaynağı bulmuştu bir kez kendine. "Demirkırat" olmayan gerçek "Demokrasi" bu kitlenin elinde rehindi hep. "Özgürlük" denen şeyi sadece dinsel sembollerin, o da sadece bir dinin bir mezhebi olmak üzere, rahat kullanımı sanan bu sığ bakış açısı, diğer her inancı sapıklık, haram vs olarak sayarken, kendi değerlerini umarsızca dayattı diğer tarafa. Alevi inancında olmamasına rağmen camileri, din derslerini soktu gözlerine.

Bu "Demirkırat" anlayışı bir devir daha yapıyor. Adeta 1950'den, 1960'a kadar olan dönemdeki gibi. 1960'da ulaşılan korkunç faşist rejimin bir benzeri oluşmak üzere. Güç sahipleri, "millet" denen dar görüşlü kitleden gelen desteğin kesilmemesi uğruna, onların algısı üzerinde, kendileri aleyhinde etki yapabilecek tüm mesajları yok etmek çabasındalar. İnternet sansürleri, telefon dinlemeleri, hapisteki gazeteciler, telefonlarla işten kovulan gazeteciler, taraftar gruplarının darbe teşebbüsü ile yargılanması, yargıya sınırsız müdahele, ortalığa saçılmış yüzlerce açık kanıta rağmen kapatılan yolsuzluk soruşturmaları, sınırsız dün sömürüsü, miting meydanlarında söylenenlerinin yarısının "Allah", diğer yarısının "Onlar" olması vs vs...

Bu "Yeni Türkiye" filan değil, bildiğin 1950'lerin Türkiye'si. Tarih okumayan benim "milletim", bunu da anlamayacaktır elbet ama dert değil. Bu ülkede bir "millet", bir de "HALK" var. Ülkeyi kuran, yücelten Halktır. Her gücü eline geçirdiğinde, onun eserlerini sınırsızca sömüren, yağmalayan ise "Millet".

Millet "Demirkırat" der...
Halk "Demokrasi" der.

9 Eylül 2014 Salı

AKP'yi Gönderecek 5 Felaket Senaryosu

Girişi çok uzatmayacağım...

Millet denen şeyin genel ahlak ve zeka seviyesi malumumuz, tartışmaya gerek yok...

Koşullar böyle devam ettiği sürece iktidar ve ona yapışık çıkar çevreleri oradan inmezler.

Ancak...

Birazdan okuyacağınız korkunç şeyler gerçekleşirse durum farklı olacaktır.

Okuyunca anlayacaksınız çoğunun gerçekleşme ihtimali çok yüksek ve korkunç sonuçları olacak...

Tamamı iktidarın yanlış politikaları, öngörüsüzlüğü, yağma çarkını sürekli döndürme çabası sonucu olacak felaketler...

...ve tamamı için saatler tik tak ediyor.

1.Büyük İstanbul Depremi



Olasılık: 60%
Zarar verme potansiyeli: Çok yüksek
AKP'nin yırtma olasılığı: 90%

AKP'nin iktidarı sırasında mı olur bilinmez ama olacak. Çok sert ve yıkıcı olacak. Bunu 99 yılından beri yüzlerce bilim insanı söylüyor, bilimsel kanıtlarını ortaya koyuyor, simülasyonlar yapılıyor vs vs. Onbinlerce bina yıkılacak, yüzbinlerce insan ölecek. Kıyım daha çok kentsel dönüşüme girmemiş veya henüz tamamlanmamış bölgelerde olacak. Olan yine garibana olacak. Sadece insanların evleri değil, fabrikalar, atölyeler yok olacak. Ekonomik anlamda tam bir yıkım olacak. Geri bırakılmış, itilmiş Anadolu'nun yıkılmış bir İstanbul'u iyileştirme gücü yok malesef. İnsanlar yıllarca çadırlarda, barakalarda yaşamak zorunda kalacak. Altyapı çökecek, salgın hastalıklar başlayacak. Neler olabileceğine dair tahminler için "Metal Fırtına" isimli kitabı okumanızı tavsiye ederim.

Peki iktidar yıllarca sürecek bu kaostan yakasını kurtarabilir mi? Muhtemelen kurtarır. Camilerde hutbe filan okutur, imamlardan oluşan teselli ve "İsyan etme, şükret!" timlerini kenar mahallelere, çadır kentlere gönderir, Allah der, Peygamber der yırtar. En kötü "CHP'liler cünup dolaşıyordu, ondan oldu!" der. Hatta yıkılan kentin yeniden yapılanması büyük müteahhit kardeşliği için şahane bir fırsat.

2.Küresel Isınma Sonucu Gelen Büyük Kuraklık



Olasılık: 100%
Zarar verme potansiyeli: Çok  yüksek
AKP'nin yırtma olasılığı: 10%

Oluyor bile. Her yer kurudu. İstanbul barajları alarm veriyor, Yalova tamamen susuz, Ankara zehirli Kızılırmak'tan medet umuyor, Ankaralılar kitlesel halde cırcır oluyor, bu yüzden daha çok sifon çekiliyor, daha çok su gidiyor. Koca koca göller kuruyor, haritalar değişiyor, karadeniz artık eskisi gibi sulak değil vs vs...Peki, 30 yıldır tüm bilim insanları tarafından söylenen bu kaçınılmaz duruma karşı AKP ne yaptı? Melen çayından su getirdi...Yakında o çay da olmayacak halbuki. İstanbul'un ormanlarını ve sulak alanlarını kıyıma uğratan 3.köprü, 3.havalimanı gibi çılgın projelerini yapmaya başladı, her dağa 8-10 tane yaptığı HES'ler ile akarsuların rejimini bozdu, kuruttu, öldürdü. Yani susuzluğa çözüm yaratmak yerine aksine daha fazla körükledi. Çünkü onlar için yağmur neden sonuç ilişkisine dayalı bir doğa olayı değil, tamamen ilahi bir hikaye. Allah onları seviyor ya, o yüzden yağmuru kesmez.

Susuz kalınca ülkenin tarımı çökecek, gıda fiyatları aşırı artacak, hijyen ve sağlık sorunları tavan yapacak. Kokacağız. Tek çıkar yol olan deniz suyunu arıtma tesisinin yapımı yıllarca süreceği için aynı süre içinde içme suyumuz bile olmayacak. Ha zaten o tesisi yapmakla ilgili hiç bir derdimiz yok. Ankara - Konya 2 saat o yeter bize. Bu sefer AKP'nin kaçacak yeri yok. Bütün o pisliğe, hastalığa rağmen bu millet yine oy verir mi? Ih ıh...bu sefer sanmıyorum.

3.İnşaat Sektörünün Patlaması



Olasılık: 80%
Zarar verme potansiyeli: Yüksek
AKP'nin yırtma olasılığı: 50%

Bu satırları yazarken İstanbul'da kurulması planlanan finans merkezinin arazisi CHP'li Belediyenin yönettiği Ataşehir'den alınıp, AKP'li Ümraniye'ye veriliyordu. Amaç belli. Rantı paylaşmamak. Bu iş İstanbul'da 20, Türkiye genelinde 12 yıldır böyle devam ediyor. AKP ve "saygıdeğer ancak milletin a. koymaktan kendini alıkoyamayan" müteahhit zümresi dağa taşa inşaat yaptılar. Yüzbinlerce yeni konut arzı sahada bekliyor ve önümüzdeki kısa dönemde daha da fazlası gelecek. Lakin piyasada bunları mevcut fiyatlardan alacak para yok. İnşaat ülkenin ekonomisinin dayandığı tek sektör. Üretim seviyemiz yerlerde zaten. İnşaat işinin patlaması ekonominin patlaması demek. Aynı Dubai'deki gibi bir son bekliyor ülkemi...

AKP bunu öngördüğü için tüm müteahhitlerini devlet projeleri ile fonluyor. Amaç konut işinden uğradıkları zararı, bizim vergilerimizle ödenen çılgın projelerle kapatmak. Dağa taşa yol yaptırıyor ki bazılarından saatlerce bir araba bile geçmiyor. Yol en hızlı inşa edilen ve ödemesi çarçabuk yapılan inşaat tipidir. Şahane bir paylaşım modelidir. Geçen sene çıkarılan bir yasa ile devletin müteahhitleri sorgusuz sualsiz desteklemesi yasallaştı. Üstelik bunun gizli olması, yani kime devlet kasasından para verildiği bilgisinin kamuoyu ile paylaşılmaması da yasallaştı. İktidar üretimi desteklemeyi hiç düşünmedi ve hiiiiç düşünmüyor. O işlerin dönüşü uzun. Fabrikayı kurmak, işletmek, kar etmesini beklemek 10 yılı filan buluyor. Kim bekler o kadar süre.

Bu işin sonunda AKP yırtar mı? Valla olayı dış mihraklara, faiz lobisine, gezicilere, paralele filan sağlam bir senaryo ile bağlarsa yırtabilir. Garibim millet ne bilsin olayın arkasındaki gerçek nedenleri. Onlar için Cengizler, Kalyoncular filan şahane işadamları :))) Lakin ekonomik krizler mutlaka iktidarı yıpratır.

4.IŞİD Terörünün Ülkeyi Vurması



Olasılık: 20%
Zarar verme potansiyeli: Az
AKP'nin yırtma olasılığı: 80%

Malum, ellerimizle büyüttüğümüz nurtopu gibi bir terör örgütü bölgeyi yakıp kavuruyor. Tüm dünya dehşet içinde izleyip lanetlerken, bizim çantacı başbakan "Onları da anlamak lazım canım, sosyolojik bir olay, kızmışlar biraz" filan diyor. 50'ye yakın vatandaşımız şu an ellerinde tutsak ve hiç bir şey yapmaya niyetimiz yok. IŞİD'le çatışacak uluslararası bir koalisyona bile girmiyoruz. Ha bu arada her türlü eğitim, silahlandırma, barınma, tedavi desteğine devam.

IŞİD'in zeka seviyesi malum olduğu için fena halde fevri hareketleri var. Mesela Amerika gibi bir güce kafa tutmak uğruna ABD'li gazetecilerin kafasını kesip servis ediyor. Karşısında 2 dünya savaşına girmiş ve kazanmış, Ortadoğu ve Asya'yı karman çorman etmiş bir ülke olduğunun farkında değil. Aslında farkında ama kendine o kadar güveniyorki. Allahlarının izni ile tüm kafirleri altederler...Di mi? :) Şimdi IŞİD bize döner mi? Döner. Bunların zekası kendilerine sonsuz destek veren bir ülkeye dokunulmaması gerektiğini anlamaya müsait değil. Onun da zamanı geldiğinde müslümanlaştırılması gerektiğini düşünüyor. Reyhanlı'yı patlattıklarını çok net söylüyorlar ama bizim destekçi hükümet hala bu ülkede onlara karşı sempati oluşturabileceğini düşünüyor ve olayı Esad'a atmak için zavallı şekilde çabalıyor.

Peki ülke kan gölüne döndüğünde AKP zarar görür mü? Eğer AKP, cihatçı kökeninden gelen IŞİD sempatisinden vazgeçmeyip, söylemini "Müslüman müslümanı öldürür mü yahu?" gibi salak seviyelerde tutarsa evet görür. Evet milletimiz biraz mal ama o kadar da değil. Normalde çoktan yokedilmesi gereken bir grubun kollandığını şu an herkes biliyor. Ha AKP çark eder mi? Yağma çarkının tehlikeye girdiğini düşündüğü anda vazgeçer.AKP pragmatiktir ve omurgasızdır. Para için cihatçı ideallerinden bile vazgeçer ;)

5. RTE'nin Ölmesi



Olasılık: 5%
Zarar verme potansiyeli: Az
AKP'nin yırtma olasılığı : 0%

Sen eğer bütün yağma çarkını kendine bağlarsan, senden habersiz kimse kupon arazi alıp satamazsa, ihale veremezse, genel yayın yönetmeni atayamazsa, klüp başkanı bile seçemezse, üstüne bi de bir anda ölüp gidersen, senden sonrası tufan olur. Tüm bu çetenin işlerini aynı şekilde yönetebilecek iradede ve zekada bir ikinci adam görülmüyor ufukta. Çocuklarının durumu malum. Bilal, Burak  filan süper zeki ya :)

Peki ona bişi olur mu? Kimse ölümsüz değil ve sağlık sorunları malum. Zaten kendisi de söylüyor, bir kalp krizi herkesi vurabilir. Normalde hiç bir sigorta şirketi ona sağlık ve yaşam sigortası yapmaz. Süikast filan olmaz, inanmıyorum öyle şeylere.

AKP, RTE olduğu sürece vardır. Yağma pastası çok büyüdü. Bunu ondan sonra yönetecek tek bir kişi yok. Mutlaka çıkar kavgaları çıkacak. Bölünmeler, partileşmeler vs. AKP ondan sonra bir daha kendini toparlayamaz.  

Ben muhalif bir siyasetçi olsam şimdiden kuraklık üzerine konuşmaya, "millet" denen o süperzeka kitleyi doldurmaya başlardım. Diğerleri değil ama o garanti.



5 Eylül 2014 Cuma

Bugün "O"nun Adı Muharrem İnce Oldu!

Muharrem İnce, Türkiye solunun en kıvrak zekalı, dinamik ve heyecan uyandıran organik lideridir...

Önce meclisteki, tüm kitlelerin bam teline dokunan konuşmaları, ardından, devletin tüm gücüyle saldırdığı Yalova'daki şövalyevari mücadelesi ve zaferi, en sonunda CHP gibi klikler ve örgütler üzerinden tanımlanmış bir partide hiç kimseye sırtını dayamadan ve taviz vermeden, partinin kudretli liderine meydan okuması ve çok çok kısa bir sürede "inanılmaz" derecede yüksek oy alması bize bazı şeylerin mümkün olduğunu göstermektedir...

Geleneksel siyasete inanmayan biri olmama rağmen, Muharrem İnce'nin, gerektiğinde kollarını sıvayıp faşist diktaya karşı canı pahasına bizzat mücadele edebileceğini görüyorum...

Ulusalcı veya değil, yaklaşan ikinci gezi eylerimde gerekecek lider profiline uymaktadır. Birinci gezi bir egemenlere gönderilmiş uyarıydı ancak yaklaşan ikinci gezinin bir varoluş mücadelesi olacağı açıktır...Bizi Ukrayna'dakine benzer bir süreç beklemektedir...

O dönem geldiğinde ben ve benim gibi faşizm karşıtlarını organize edecek ve bu sefer sonuca ulaşacak yola yönlendirecek bir liderin olması elzemdir...

Adaylar listesinin ilk sırasında artık Muharrem İnce bulunmaktadır. İkinci sırada ise, çok acı ancak henüz hiç kimse yoktur. Bundan sonrası sadece zaman meselesidir...

Yılların "şişirme" isimlerinin artık gölge etmek, kafa karıştırmak yerine "O"nu destekleme vakti gelmiştir. O zaman belki, kişisel hırsları ve egoları uğruna yaptıkları hataların ve ülkeye kaybettirdiklerinin hesabını sormaktan vazgeçeriz.

2 Eylül 2014 Salı

ESKİ ve YENİ TÜRKİYE FARKI :)

Şu "Yeni Türkiye" şeyi var ya...

Hani her yerde duyduğumuz, televizyonlarda sürekli anırılan, içi boş, hem de bomboş kavram.

Hani sanki tüm acılarımızı bitirecek sihirli kelime :)))

Şimdiiii....

Hadi "Eski - Yeni" karşılaştırması yapalım

Eski Türkiye Atatürk...
Yeni Türkiye Tayyip.

Eski Türkiye laiklik...
Yeni Türkiye dindarlık.

Eski Türkiye'de Kürt diye bişi yok...onlar dağ Türk'ü...Kart kurt filan...
Yeni Türkiye'de Alevi diye bişi yok...onlar sapkın bir mezhep...cem evi ibadethane filan değil.

Eski Türkiye'de okumak, mühendis, doktor olmak makbul...
Yeni Türkiye'de dini eğitim, imam hatiplik çok güzel.

Eski Türkiye kızlı erkekli oturmak...
Yeni Türkiye kız erkek bir arada ne alaka?

Eski Türkiye orduyu eleştirmeyen ulusalcı başyazar, köşeyazarı...
Yeni Türkiye AKP'yi eleştirmeyen dindar yazar.

Eski Türkiye'de solcular, dağdakiler vatan haini...
Yeni Türkiye'de geziciler, CHP'liler vatan haini.

Eski Türkiye'de düşman Yunanistan...
Yeni Türkiye'de herkes düşman...IŞİD hariç.

Eski Türkiye Bulgaristan'dan soydaş göçü...
Yeni Türkiye Suriye'den din kardeşi göçü.

Eski Türkiye'de yıldız sermaye Koç, Doğan, yeşil sermaye tukaka...
Yeni Türkiye Cengiz, Kalyon, Topbaş vs şahane, Koç, Doğan işbirlikçi vs.

Eski Türkiye'de Padişah vatan haini...
Yeni Türkiye'de "Padişahım çok yaşa!"

Eski Türkiye'de kudretli paşalar...
Yeni Türkiye'de kudretli bakanlar.

Eski Türkiye askeri istihbarat...
Yeni Türkiye Mit.

Eski Türkiye "Dış düşmanlar!"
Yeni Türkiye "Dış düşmanlar ve onların içerdeki işbirlikçileri!"

Eski Türkiye Asala terörüne kurban giden diplomatlar...
Yeni Türkiye başına çuval geçirilen askerler, rehin alınan diplomatlar.

Eski Türkiye çok kanala, çok sesli basına direnç...
Yeni Türkiye Facebook'a, Twitter'a direnç.

Eski Türkiye çok partili sistem, koalisyonlar dönemi...
Yeni Türkiye tek parti.

Eski Türkiye gizli ve tabana yayılmış yolsuzluk...
Yeni Türkiye merkezi ve açık açık yapılan yolsuzluk.

Eski Türkiye askere zorunlu saygı...
Yeni Türkiye Reza, Cengiz, Bilal gibi acaip tiplere zorunlu saygı.

Eski Türkiye "Beyaz Türklerin" evindeki akvaryum...
Yeni  Türkiye rövanş pisti.

Eski Türkiye Diyarbakır cezaevi...
Yeni Türkiye Silivri toplama kampı.

Eski Türkiye Cumhurbaşkanı frak, fötr şapka...
Yeni Türkiye Cumhurbaşkanı kareli ceket.

Eski Türkiye'ye mesafeli Ermeni...
Yeni Türkiye'de "Affedersin Ermeni"

Eski Türkiye "Benim memurum, benim vatandaşım!"
Yeni Türkiye "Benim aziz milletim!"

Eski Türkiye'de türban siyasal islamın simgesi...
Yeni Türkiye'de kahkaha atan kadın ahlaki çöküşün göstergesi.

Eski Türkiye'de Deniz Gezmiş, Mahir Çayan terörist...
Yeni Türkiye'de Berkin Elvan bile terörist.

Eski Türkiye'de "Hassas yerlerde konuşulmaması gerekenleri konuşan Aziz Nesin"
Yeni Türkiye'de "Yazmaması gerekeni yazan Fazıl Say"

Eski Türkiye faili meçhul cinayetler ülkesi...
Yeni Türkiye faili belli cinayetler ülkesi (Emri ben verdim!).

Eski Türkiye köşe yazısı ile hapse atılan yazar...
Yeni Türkiye köşe yazısı ile kovulan, aç kalan yazar.

Eski Türkiye iktidara yollanan "Şu gazetecileri, bürokratları işten çıkarın!" listeleri...
Yeni Türkiye patronlara açılan "Kovun şunu, nerede yazarsa yazsın!" telefonları.

Eski Türkiye faydalı ve kullanılan, sonra da çöpe atılan Kürt kökenli yazarlar...
Yeni Türkiye faydalı ve kullanılan, sonra da üzerine sifon çekilen liberal yazarlar.

Eski Türkiye'de egemenlerin çıkarına dokunmadığın sürece özgürsün...
Yeni Türkiye'de egemenlerin çıkarına hizmet ettiğin sürece özgürsün.

Sözün özü...

Bu eski kasanın makyajlı hali bile değil, kimse almaz ;)

15 Ağustos 2014 Cuma

Yılmaz Özdil Üsluptan ve Abartmaktan Gitti




"Ne yolsuzluğu, biz binlerce km yol yaptık!"

"Yasin El Kadı'ya (Uluslararası islami terorist) kefilim!"

"Bu çapulcular dozerlerle ağaçları söktüler!"

"Üstü çıplak, altı deri pantalonlu 80 gezici, türbanlı bacımıza bira şişeleri ile saldırdılar, üstüne işediler!"

"Her alkol alan, alkoliktir!"

"Kadın herkesin içinde kahkaha atmayacak!"

"Onlar gemi değil, gemicik!"

"Apo ile görüşen şerefsizdir!"

"Milletimiz için, ülkemiz için hayırlı olsun. Yıllar yılı içerde olan vatandaş, içlerinde kaçak olanlar vardı!" (33 aydınımızı çatır çatır yakan katillerin zaman aşımından serbest kalmasını kutluyor)

"Kadın mı, kız mı belli değil"

"Başbakana "Yuh!" çekersen tokadı yersin!"

"İsrail dölü!"

"Ananı da al git!"

"Ne o 3 dil biliyormuş! Tercüman mı arıyoruz biz?!"

"Bunlar olağan şeyler. Bakın Amerika! Teknolojisiyle herşeyiyle...yıl 1907, iki ayrı madende grizu ve kömür patlaması kazası, 361 ölü" (Soma'da ölen 301 madencimizin acısını hafifletmek için Buffalo Bill'in yaşadığı zamandan örnek verirken)

...

"Başbakan Bilal olsun" diyen Yılmaz Özdil abarttı valla.

Ha bi de kötü üslubu var di mi?

"Mezarında TOMAlar nöbet bekleyecek, insanlar tükürmesin diye!"

Çok ayııııp! Haketmiş valla. Abartmayı, hakareti böyle düşük seviye yaparsan kovarlar adamı haklılar!

Halbuki;

"Sadrazam Bilal olsun, babası Padişah olsun, anası Hürrem olsun, Yiğit saray soytarısı, Cengiz lazımlığı tutsun, Reza haremdeki oğlan olsun" desen...

"Mezarında TOMAlar nöbet bekler ama millet senin mezarına tükürür, işer, cesedini çıkartır, köpeklere yedirir!" yazsan...

Şimdiye Cumhurbaşkanıydın Yılmaz! Bu millet seni en tepeye gözünü kırpmadan taşırdı.

Ah be Yılmaz ne yaptın, neden korktun?

...

Yılmaz Özdil'in gidişi ile tüm muhalefet yer altına girmiştir. Bundan sonra oradan saldıracağız. Haaaa, oranın kuralları serttir. Yere düşene kadar sürer dövüş. Sonra "naptık biz???" demeyesiniz sakın!

AĞZINIZA AĞZINIZA ÇAKARIZ!

;)

12 Ağustos 2014 Salı

Çocukken Gülmenin Bedeli Büyükken Ağlamak

Robin Williams'ın da gittiği haberini aldık ya...

Hani dün geceki dolunayın bir de göz damlamıza yansıyacağı tutmuş gibi.

Zor...onlarla beraber biz de ölüyoruz parça parça.

Çoçuk kahkahalarımız, hayalgücümüz, rüyalarımız sönüyor bir bir.

Hook'taki Peter Pan öldü...

Müthiş cefakar dadı Mrs.Doubtfire öldü...

Müthiş eğlenceli ve sevgi dolu doktor Patch Adams öldü.

Hani bu rolleri onun kadar iyi oynayacak kim var derseniz, belki Dustin Hoffman derim, Tom Hanks derim, başka da diyemem.





Şimdi bakıyorumda bazı isimlerin ölmesi bizi neden çatırtadıyor...

İçimizden bişiler kopuyor...nedir o isimlerin ortak noktası?

Neden?

Onlar bizi biz yapanlarda ondan.

Her birinin bizim şu anki halimizde bir tuğlası var.

Televizyonun önünde yere bağdaş kurarak, gözümüzü ayırmadan seyrettiğimiz Adile Teyze'den öğrendik iyiliği, kötülüğü, yatma saatimizi...büyüklerden gayri bir kaynağımız daha vardı artık...onların karşısına dikilip akıl verdirecek kadar işledi bizi Masalcı Teyze.








Barış Manço bizi silik çocukluktan Türkiye'nin yıldızı yaptı...mikrofon uzattı, şarkı söyletti, hikaye anlattırdı...el kadardık, ekran karşısında şarkı söyleyece kadar özgüven aldık. "Adam olacak çocuk!" derdi ama bizi adam eden bizzat oydu işte.








Kemal Sunal tüm filmlerinde aklı en fazla bizim kadar çalışan çocuktu...onunla bizim gibi dalga geçerlerdi...aile büyüklerimizin arkadaşlarımızın bize yaptığı oyunların aynısını ona da yaparlardı...olmayan sevgiliden mektuplar, herkesin herşeyin iyi olacağına inanmışlık...ama sonunda hep kazandı...bizdik kazanan aslında.



Mavi Ay'daki eğlenceli dedektif David Addison (Bruce Willis) u nasıl beklerdik her hafta...beklediğimiz sadece bizi büyüklerin ligine sokan esprileri, şakaları değil, kendi sesinden daha yakışan bir sesi ona lütfeden Alev Sezer'di.




"Süper Baba"daki ideal tonton dede...hani ders kitaplarımızdaki, çizgi hikayelerdeki dede...Yakup Dede...İhsan Devrim.

Mükremin'in Babası Erdoğan Dikmen değil miydi bizdeki haşarı tarafın antitezi. Sanki bir yaramazlık yaptığımızda azarı ondan yiyecektik ama sırtımızı yine o okşayacaktı.


Ahhh Hüsnü Kuruntu Gazanfer Özcan! Herkes gülerdi ya, biz de herkese bakar gülerdik yerde.

Nice isimler...kimisi tek kanal döneminin armağanları bize, kimisi daha öncesinin. Işıklar içinde uyusunlar.

Kimler kaldı bizi biz yapan hiç düşündünüz mü?

Zeki-Metin! Teyp, video kasetlerini saatlerce dinleyip, izleyip dinleyip güldüklerimiz...büyüklerin bazı yerlerine daha dolu dolu güldüğü, bizim başka yerlerine güldüklerimiz.

Halit Akçatepe...

Münir Özkul...

Micheal Keaton (Beterböcek)...

David Hasselhoff...

Ayşen Gruda...

O büyüleyici sesiyle Ali Düşenkalkar...

Şener Şen...

Levent Kırca...

Tom Hanks...

Arnold Schwarzenegger...

Bruce Willis...

Stallone...

Spielberg...







Liste belki biraz daha uzar, o kadar.

Sonra zaten çoçukluk biter.



10 Ağustos 2014 Pazar

"Milli İrade" denen ucube bugün öldü, Yaşasın "ÖZGÜR İRADE!"



Evet "Milli İrade" öldü! Artık yok!

Bu toprakların hiç görmediği kadar aşağılık, ahlaksız bir Cumhurbaşkanlığı seçim süreci yaşandı ve bu toprakların hiç görmediği kadar ağzı bozuk, hırsız, ırkçı biri bu ülkenin Cumhurbaşkanı oldu!

Üzerinden lapır lapır pislik dökülürken,  umarsızca, ahlaksızca, vergi verenler tarafından sağlanmış tüm devlet enstrümanlarını kullanarak...

Hiç bir hesap vermemecesine, dini sömürerek, hakaret ederek, ötekileştirerek, komşuyu komşuya düşman ederek, bayağılaşarak seslendi millete!

Ya bizzat sahibi olduğu ya da kıskaca aldığı basındaki satılık kalemler, televizyonlar aralıksız çalıştı onun için! Yalanın, iftiranın, hurafenin bini bir para oldu!

E herkesin kutsal sandığı, zeki sandığı, vicdanlı sandığı "millet" ne yaptı peki?

Sünni islama yoğun olarak inanmış kitle, kendisi dışında kimse ile empati kurmaya gerek duymadan gitti oyunu gönül rahatlığı ile verdi...

Büyük farkla Cumhurbaşkanı seçti! Hiç umursamadı, hakarete uğrayan "diğer" kitleler ne düşünür, sünni islam pratiklerini onların anladığı şekilde uygulamak istemeyenler ne yapmak ister. Gitti attı...

İyi de oldu...

İşte bu "Milli İrade" denen kutsallaştırılmış biblonun ne kadar ucuz, ne kadar basit olduğunu ispatladı!

Şimdi paralı kalemşörler saldıracak! "Nası koduk ama, şiştiniz mi?!" yazıları dolacak tüm çarşaflar!

Şişmedik... Hatta hiiiç acımadı... Biz bunu biliyorduk. VIZ GELİR TIRIS GİDER!

Ona oy atmayan kimse artık "Milli İrade" ye inanmıyor! BİTTİ!

SAYGI DUYMUYORUZ!

BİZ BİREYİZ! BİZ ÖZGÜRÜZ!

BİZ SENİN DAYATMALARINA GÖRE YAŞAMAK ZORUNDA DEĞİLİZ!

BİZ KİMSEYE ZARAR VERMEDİĞİMİZ SÜRECE İSTEDİĞİMİZİ YAPARIZ!

BİZ İNANCIMIZI, İNANÇSIZLIĞIMIZI, MEZHEBİMİZİ, IRKIMIZI, KÜLTÜRÜMÜZÜ İSTEDİĞİMİZ GİBİ YAŞARIZ!

BİZ ÜMMET DEĞİLİZ!

BİZ OSMANLININ TORUNU DEĞİLİZ! O BU TOPRAKLARDAKİ HERKESİ YÜZYILLARCA KEYFİ UĞRUNA SÖMÜRMÜŞ, CAHİL BIRAKMIŞ, EMPERYALİST BİR AİLEDİR!

BİZ ÇOÇUĞUMUZA DAYATTIĞIN BAĞNAZ, TEK MEZHEPLİ DİN EĞİTİMİNİ KABUL ETMEYİZ!

BİZ, BİZİM VERGİLERİMİZLE TERÖR ÖRGÜTLERİNİ BESLEMENE, MASUMLARIN KANLARINI AKITMANA İZİN VERMEYİZ!

BİZ MÜRİT YAPTIĞIN ZAVALLI KOYUN KİTLENİN TEHDİTLERİNE KULAK ASMAYIZ!

BİZ, SENİN GİBİ RUHANİ GÖRÜNÜMLÜ OLUP DÜNYEVİ ZEVKLERİN PEŞİNDE KOŞMAYIZ!

BİZİM AHLAKIMIZ BACAK ARAMIZDA DEĞİL, BAŞKASININ HAKKINI YEMEMEKTE, ADİL OLMAKTA!

BİZİM İÇİN SEN HARİÇ HERKES İNSAN! HERKES EŞİT, DİNİ, IRKI, İNANCI NE OLURSA OLSUN!

BİZ, SENİN KALEMŞÖRLERİNİN SAÇMASALAK KOMPLO TEORİLERİNE İNANMAYIZ!

BİZ DOĞAMIZI SEVERİZ, AĞACIMIZI, TOPRAĞIMIZI KORURUZ! GEREKİRSE BİR AĞAÇ İÇİN ÖLÜRÜZ!

BİZ YUKARIDAKİLERİ YAPTIĞIMIZ ZAMAN ÜSTÜMÜZE SALDIĞIN SİLAHLI KUVVETLERE DİRENİRİZ!

BİZ BİREYİZ! ÖZGÜR BİREYLERİZ!

SENİ TANIMIYORUZ!

ARTIK ÜLKEMDE "ÖZGÜR İRADE"YE GÖRE YAŞAYAN DEV BİR KESİM VAR!

1 DEĞİL, 10 DEĞİL, 100 SEÇİM DE KAZANSAN!

GÜCÜNÜ OĞLUNA, KIZINA VEYA BAŞKA HIRSIZ MÜPTEZELLERE DE AKTARSAN!

BİZ SENİN MÜRİTİN DEĞİLİZ!

BİZ SENİN "MİLLETİN" DEĞİLİZ!

BİZ SENİN "VATANDAŞIN" DEĞİLİZ!

SEN, SENİN OLMAYI KABUL EDENLERLE YAŞA, BİZE BULAŞMA!

BİZ BOYUN EĞMEYECEĞİZ! ÖLECEĞİZ, KÖR OLACAĞIZ, SAKAT KALACAĞIZ AMA BOYUN EĞMEYECEĞİZ!
YAŞASIN ÖZGÜRLÜK, YAŞASIN "ÖZGÜR İRADE!"